İstanbul’un fethinden hemen sonra, 1453 yılından itibaren şehrin sadece siyasi değil, aynı zamanda küresel bir ticaret merkezi olarak inşası süreci başlamıştır. Bu vizyonun en görkemli ve kalıcı meyvesi kuşkusuz Kapalıçarşı (Çarşu-yı Kebir) olmuştur. Kapalıçarşı, beş buçuk asırlık tarihi boyunca sadece bir alışveriş mekânı değil, aynı zamanda imparatorluğun mali güvenliğinin, zanaat ahlakının ve mimari dehasının tecessüm etmiş bir abidesi olarak ayakta kalmıştır. Nuruosmaniye, Mercan ve Beyazıt arasında geniş bir alana yayılan bu yapı, Fatih Sultan Mehmed döneminde atılan temelleriyle başlayan ve bu süreçte organik bir biçimde büyüyerek gelişen devasa bir komplekstir.
İstanbul’un fethinin ardından, Fatih Sultan Mehmed’in şehri bir İslam başkenti olarak ihya etme çabaları sayesinde ticaretin canlandırılması en öncelikli hedeflerinden biri olmuştur. Bu bağlamda, 1455-1460 yılları arasında inşaatına başlanan ve Kapalıçarşı’nın çekirdeğini oluşturan İç Bedesten (Cevahir Bedesteni veya Bedesten-i Atik), Ayasofya’ya gelir getirmek amacıyla bir vakıf eseri olarak inşa edilmiştir. Bedesten, kelime kökeni itibarıyla kıymetli kumaşların ve mücevherlerin satıldığı, yüksek güvenlikli kapalı çarşı anlamına gelmektedir. Cevahir Bedesteni’nin inşası, sadece ticari bir gereklilik değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin merkeziyetçi ekonomik yapısının ve vakıf sisteminin bir tezahürüdür.
Kapalıçarşı, tek bir mimari projenin ürünü olmaktan ziyade, yüzyıllar içinde çevre hanların ve sokakların üzerinin örtülmesi ile oluşan "organik" bir şehirdir. 30.700 metrekarelik bir alana yayılan bu kompleks, yaklaşık 4.000 dükkânı ve 20’den fazla hanı bünyesinde barındırır. Başlangıçta ahşap olan dükkanlar ve sokak örtüleri, İstanbul’un bitmek bilmeyen yangınları (özellikle 1782 yılındaki büyük yangın) sonrasında kagir (taş ve tuğla) yapıya dönüştürülmesi başlanmıştır.
Çarşının mimari yapısında "tonozlu" sokaklar hakimdir. Hanlar ve Kürkçüler Çarşısı hariç, yapılar genellikle tek katlıdır. Hanlar ise genellikle iki veya üç katlı, revaklı avlulara bakan odalardan oluşur ve hem üretim hem de tüccarlar için konaklama işlevi görürler. Duvarlarda tuğla ve taşın beraber kullanıldığı almaşık örgü sistemi, kemerlerde ise tuğla işçiliği göze çarpar. Orijinal aydınlatma, kubbelerin ve tonozların yanlarındaki küçük pencerelerden sızan gün ışığı ile sağlanmış, bu da çarşıya mistik ve loş bir atmosfer katmıştır.
Kapalıçarşı bugün 21 adet ana kapı ile İstanbul’un geri kalanına bağlanmaktadır. Bu kapılar, çarşının sadece giriş ve çıkış noktaları değil, aynı zamanda kentsel prestijin simgeleridir. Özellikle Nuruosmaniye ve Beyazıt kapıları, anıtsal boyutları ve üzerlerindeki Osmanlı devlet armalarıyla çarşının en görkemli girişlerini oluşturur. Nuruosmaniye Kapısı, Türk neo klasiği stilindeki süslemeleriyle 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başındaki mimari değişimi yansıtırken, Sahaflar Kapısı kültür ve ticaretin kesiştiği noktayı işaret eder.
Kapalıçarşı, sadece bir ticaret alanı değil, aynı zamanda içinde barındırdığı camiler, mescitler , çok sayıda çeşme ve sebiller bir sosyal yaşam merkezidir. Geleneksel olarak çarşı, kuşluk vaktinde yapılan dualarla (özellikle Salaten Tüncina) açılmış ve ikindi vaktine kadar açık tutulmuştur. Perşembe günleri, kıymetli malların ve mücevherlerin satışı için özel bir önem taşımaktaydı.
İstanbul’un su medeniyetinin en rafine örnekleri Kapalıçarşı ve çevresinde toplanmıştır. Çarşı içindeki 7 ana çeşmenin yanı sıra, çevredeki hanlarda ve meydanlarda yer alan onlarca çeşme, esnafın ve ziyaretçilerin su ihtiyacını karşılamıştır. Bezmialem Valide Sultan Çeşmesi, Nuruosmaniye Çeşmesi ve Halil Çevgan Çeşmesi gibi yapılar, hem mimari güzellikleri hem de kitabeleriyle birer sanat eseri niteliğindedir.
Pandemi dönemindeki (2020) düşüşten sonra, 2022 ve 2023 yıllarında ziyaretçi sayılarında rekor seviyelere ulaşılmıştır. 2023 yılında yaklaşık 44 milyon kişi tarafından ziyaret edilen çarşı, bu rakamla dünyanın en popüler destinasyonlarından biri haline gelmiştir.
Kapalıçarşı, sadece bir turist merkezi değil, aynı zamanda Türkiye’deki altın ve döviz piyasasının kalbinin attığı yerdir. Çarşıdaki fiyatlar, serbest piyasa ekonomisinin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilir.
Kapalıçarşı, 1460 yılında Fatih Sultan Mehmed’in attığı temeller üzerinde, 565 yılı aşkın süredir kesintisiz bir ticaret ve kültür köprüsü işlevi görmektedir. Mimari yapısı, depremlere ve yangınlara karşı gösterdiği direnç, Ahilik prensiplerine dayalı esnaf kültürü ve küresel ekonomideki yeri ile bu çarşı, yaşayan bir müzedir. Bugün 30.700 metrekarelik alanda, 61'den fazla sokakta ve yaklaşık 4.000 dükkânda atan bu nabız, İstanbul’un sadece geçmişini değil, aynı zamanda gelecekteki ticari ve kültürel potansiyelini de temsil etmektedir.
Kapalıçarşı’nın her bir köşesi, bir dönemin sanatkârlığını, bir hanın duvarları ise İpek Yolu’ndan gelen bir tüccarın hikâyesini barındırır. Kalcılar Han’da eritilen gümüşten, Zincirli Han’daki halı dokumalarına kadar her detay, Osmanlı medeniyetinin iktisadi vizyonunun birer yansımasıdır. Bugün bu devasa "labirentte" kaybolmak, aslında tarihin derinliklerinde bir yolculuğa çıkmak ve İstanbul’un gerçek ruhunu keşfetmektir.